Hizmet Rehberi 86 (Sırr-ı ihlası Muhafaza)
Apr 3, 2026•Channel
AI Analysis
Data from YouTube Data API v3•Updated Just now
Video Overview
Video Details
Published2 months ago
Duration25:41
Video IDZB1lzPUnWrM
Languagetr
CategoryNonprofits & Activism
PrivacyPublic
Made for KidsNo
Video TypeRegular Video
Performance Metrics
Views292
Likes34
Comments3
Engagement Rate12.67%
Likes per 100 views11.64
Comments per 1K views10.27
Description
Risale-i Nur'un parlak fütuhatını müteşekkirane temaşa etmek ve sevabdarane, mücahidane, bir nevi kumandan hizmetinde bulunmaktan gelen uhrevî zevki ve şerefi ve dünyada uhrevî meyvesini gösteren hizmet-i imaniyenin şahsıma ait lezzeti ve imtiyazı, o sırr-ı ihlas için bırakmak ve kardeşlerime havale etmek ve onların şeref ve zevkleriyle iktifa etmeye nefs-i emmarem dahi muvafakat ederek, dünyanın bu uhrevî ve güzel yüzünde gözünü kapamak ve eceli ve mevti ferahla karşılamağa tam kabul etmesidir. (Kastamonu Lâhikası 261)
Said Nursî
Hizmet Rehberi - 205
İ
Azîz kardeşlerimiz, şu dünyanın gidişatı ve hâdisatın sevkiyle her dâim bitemâmiha âhiret hesabına olmasından ehl-i hakîkat, âhirete ve bekâ itibariyle dünyaya bakıyorlar. Bu dünyada muvaffakiyet ve mutlak saâdet maksûd-u bizzat değil. Belki Rıza-i Îlâhi, saâdet-i ebediye gibi ulvî emirlerdir. Esmâ-i Hüsnânın mütenevvi tecelliyatına mazhariyet kesbetmekdir. Mâhiyet-i insaniyede münderiç acz, fakr, zaaf gibi mâdenleri tazyiklerle işlettirip, Dergâh-ı Ulûhiyete iltica ettirmektir.
Eğer bunlar olmasaydı, yalnız kürsülere çıkıp konferanslar ve vaazlar vermek, fikrî Münakaşalar yapmak gibi meşrû hususlar dahi olsaydı sönük kalırdı, tam kemâl olmazdı, hakikî ubûdiyet yapılmayacaktı, yalnız bir cihette âyinedarlık olurdu. Mesele ruhun derinliğine nüfuz edemiyecekti. İşte bu ve bunun gibi daha bir çok sebebler var ki; Risale-i Nur şâkirdleri cüz’i küllî dünyevî müzayakalara kederlere dûçar oluyorlar. Tâ ihlâslarını muhafaza edebilsinler, hâdisatın şa’şaa-i sûrisine kapılıp aldanmasınlar
خالصا
Zira sadece ihlâs,
hâlisiyetin elde edilmesi için yahud nefsin desiselerinden emîn olmamak için yeterli değildir.
*Yani ihlas, kuldan sadır olur, halisiyet ise Allah Teala tarafından hasıl edilir. Birincisi mutlak olarak ikincisini gerektirmez. Halisiyet ancak Allah (cc) tarafından fazl ve ihsan olarak verilir. Takdim ise lüzumun takviyesi içindir.
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Aziz, sıddık kardeşlerim!
[Hem manevî, hem maddî birkaç cihette sorulan bir suale mecburiyet tahtında bir cevabdır.]
Sual: Neden ne dâhilde, ne hariçte bulunan cereyanlara ve bilhâssa siyasetli cemaatlara hiçbir alâka peyda etmiyorsun? Ve Risale-i Nur ve şakirdlerini mümkün olduğu kadar o cereyanlara temastan men' ediyorsun. Halbuki eğer temas etsen ve alâkadar olsan, birden binler adam Risale-i Nur dairesine girip parlak hakikatlarını neşredeceklerdi; hem bu kadar sebebsiz sıkıntılara hedef olmayacaktın!
Elcevab: Bu alâkasızlık ve içtinabın en ehemmiyetli sebebi: Mesleğimizin esası olan "ihlas" bizi men'ediyor. Çünki bu gaflet zamanında, hususan tarafgirane mefkûreler sahibi, herşeyi kendi mesleğine âlet ederek, hattâ dinini ve uhrevî harekâtını da o dünyevî mesleğe bir nevi âlet hükmüne getiriyor. Halbuki hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbir şeye âlet olamaz. Rıza-yı İlahîden başka bir gayesi olamaz. Halbuki şimdiki cereyanların tarafgirane çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlası muhafaza etmek, dinini dünyaya âlet etmemek müşkilleşmiş. En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i İlahiyeye dayanmaktır.
İçtinabımızın çok sebeblerinden bir sebebi de; Risale-i Nur'un dört esasından birisi olan "şefkat etmek", zulüm ve zarar etmemektir. Çünki,
وَ لَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى
Yani "Birisinin hatasıyla, başkası veya akrabası hatakâr olmaz; cezaya müstehak olmaz" olan düstur-u irade-i İlahiyeye karşı, bu zamanda
اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ
sırrıyla şedid bir zulüm ile mukabele eder. Tarafgirlik hissiyle, bir caninin hatasıyla, değil yalnız akrabasına, belki taraftarlarına dahi adavet eder. Elinden gelse zulmeder. Elinde hüküm varsa, bir adamın hatasıyla bir köye bomba atar. Halbuki bir masumun hakkı, yüz cani için feda edilmez; onların yüzünden ona zulmedilmez. Şimdiki vaziyet, yüz masumu birkaç cani için zararlara sokar. Meselâ: Hatalı bir adama müteallik, bîçare ihtiyar vâlide ve pederi ve masum çoluk-çocukları ezmek, perişan etmek, tarafgirane adavet etmek, şefkatin esasına zıddır. Müslümanlar içinde tarafgirane cereyanlar yüzünden, böyle masumlar zulümden kurtulamıyorlar. Hususan ihtilale sebebiyet veren vaziyetler, bütün bütün zulmü dağıtır, genişletir. Cihad-ı dinîde olsa, kâfirlerin çoluk-çocuklarının vaziyetleri aynıdır. Ganîmet olabilir; Müslümanlar, onları kendi mülküne dâhil edebilir. Fakat İslâm dairesinde birisi dinsiz olsa; çoluk-çocuğuna hiçbir cihetle temellük edilmez, hukukuna müdahale edilmez. Çünki o masumlar, İslâmiyet rabıtasıyla dinsiz pederine değil, belki İslâmiyet'le ve cemaat-i İslâmiye ile bağlıdır. Fakat kâfirin çocukları, gerçi ehl-i necattırlar; fakat hukukta, hayatta pederlerine tâbi' ve alâkadar olmasından, cihad darbesinde o masumlar memluk ve esir olabilirler... (Emirdağ Lâhikası (I) 38)
Hizmet Rehberi - 205